NE MUTLU, TARTIŞABİLİYORUZ!
Başörtüsü tartışmalarının başladığı ilk günlerde dostlarımla oturmuş TV’ de haberleri izliyoruz. Hararetli tartışmalar, ikiye bölünmüş insanlar.. Dostlarımdan biri dayanamayıp kükredi: Türkiye’nin her işi bitti, bütün problemleri çözüldü de sıra türbana mı geldi! 

Diğer bir dostum ise: Elbette Türkiye’nin pek çok problemi var, ancak bu konu da çözülmesi gereken bir problemdi. Hükümet, kendisinden zaten beklenen bir çözüm yolunu bulmaya çalışıyor. Ne var yani bunda! 

Nasrettin Hoca misali dostlarımın ikisine de hak verdim. Evet, herkes kendince haklı galiba, haksız kimse yok. Keşke dedim; bu problem, siyasilere bırakılmadan Üniversitelerin kendi içlerinde çözülebilseydi. Üniversitelerimiz, kendilerine yakışacak biçimde olabildiğince özgürlüklerin önünü açıp kafaların dışına değil, içine bakarak bilim üretebilseydi. Bugün bizden fersah fersah önde olan çağdaş ülkelerin üniversitelerinin standartlarını yakalayabilseydi. Bugün bu konuları değil, ülkemizin üniversal ve uzaysal projelerini tartışabilseydik..
Ve yine keşke dedim; bu yasa diğer halledilmesi gereken problemlere çözüm getirecek özgürlükler bağlamında getirilebilseydi. Belli bir kesime yönelik değil de herkesi kucaklayacak bir düzenleme olabilseydi.. 

Her zaman savunduğum bir gerçeği yine tekrarlayacağım: Özgürlükler birbirimizin elinde. Bir aydınımızın dediği gibi; gerçek fazilet, bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi inanmayan, bizim gibi yaşamayan insanların da hakkını savunabilmektir..Türkiye’de Kürtler Türkleri, Türkler Kürtleri; Sünniler Alevileri, Aleviler Sünnileri; Başı açıklar başörtülüleri, baş örtülüler başı açıkları; Ateistler müminleri, müminler ateistleri vs. savunmadığı sürece gerçek bir demokrasiden bahsetmek mevzubahis olamaz. 

Nedense bizim anlayışımızda demokrasi, ‘hep bana’ mantığıyla veya ‘bana faydalıysa eyvallah’ kabilinden tekdüze bir sistemi ifade eder. Oysa bugünün uygar dünyasının da geldiği noktada demokrasi, herkes ve her kesim içindir. Birlikte, uzlaşıya dayalı çoğulcu sistemlerin temelinde bu yaklaşım vardır. Bırakın herkes dilediği gibi düşünüp inansın ve inancını yaşasın. Kimse bizim gibi düşünmek, inanmak ve giyinip kuşanmak zorunda değildir. Farklılıklardan korkmak, kendi fikirlerine güvenemeyen kısır döngülü insanların işidir. Kendine güvenen insanların indinde, farklılıklar zenginliktir. 

Nasrettin Hoca’ya birisi muziplik olsun diye sorar: Hocam neden bu insanlar, sabahleyin evden çıktıktan sonra farklı yönlere dağılırlar da tek bir yöne gitmezler. Hoca pratik zekasıyla cevabı yapıştırır: Bre adam, herkes aynı yöne gitseydi, dünyanın dengesi bozulur, devriliverirdi. O hesap, insanların hepsi aynı mizaç ve düşüncede olsaydı, denge bozulurdu. İnanın kurulmuş robotlardan farkımız kalmazdı. Halbuki, ekolojik ve sosyal denge o kadar güzel kurulmuş ki, hayat böylesine renkli ve zevkli yaşanabiliyor. 

Bugün bu sorunlar, siyasi arenada hararetle tartışılıyor. Yasalarla çözülür veya çözülmez bilemiyoruz. Ancak şurası kesin ki, toplumsal mutabakatla çözülemeyen hiçbir sorun siyasi anlamda gerçek bir çözüme ulaşamaz. Toplumsal mutabakatın yolu ise toplumsal barış ve empatiden geçer. Yarın, kendi hak ve taleplerimizi istediğimiz bir platformda, yanımızda ‘öteki’leri de görmek istiyorsak; bugün onların hak ve taleplerine ne kadar sahip çıkabildik? sorusunun cevabını iyi vermemiz gerekir. Empatinin temelinde de zaten bu yaklaşım vardır: Kendinizi karşıdakinin yerine koyarak meseleye bakabilmek. Bizim için çok da önemli olmayan bir mesele, karşıdaki için çok önemli olabilir. Hele bir de işin içinde ‘kutsal’ olan varsa, tamamıyla saygı çerçevesinde yaklaşım gerekmez mi? 

Hani, Leyla ile Mecnun hikayesinin sonunu bilirsiniz: Zamanın hükümdarı Mecnun ve Leyla’yı saraya getirtir. Karşısında dünyalar güzeli bir Leyla beklerken, kuru-yağız, çelimsiz bir kız görür. Hayretini gizleyemez ve Mecnun’a bu durumu ifade ettiğinde, hiç ummadığı bir cevabı alır: Padişahım, siz ona kendi gözünüzle değil de benim gözümle baksaydınız böyle düşünmezdiniz. 

Meselelere biraz da başkalarının gözüyle bakıp önyargılarımızı kırdığımızda zannediyorum pek çok problem de kendiliğinden çözüme kavuşacaktır. Yaratılanı Yaratan’dan ötürü seven bir milletin torunlarına da bu yakışır değil mi?
Yazar: İhsan ÜNLÜ
Tarih: 2008-02-15


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Erzincan 24 Haber
http://www.erzincan24.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.erzincan24.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=104