
ÖLÜM VAR ÖLÜM !
İbadetle, ziyaretle, tekbir ve tehlillerle, bazıları için de seyahatle geçen bir kurban bayramını daha geride bıraktık.Bayramlar, sevinç ve kıvancın en üst düzeyde yaşandığı müstesna günlerdir. Sevinçlerin ve güzelliklerin paylaşıldığı ve o oranda da insanî coşku ve hazların zirveye ulaştığı nadir zaman dilimleridir bu günler.
Ancak bütün bunların yanında derin tefekkürü gerektiren, insanı düşünmeye sevkeden ubûdiyet boyutu da vardır bayramların. Gündüzleri sevinç ve sürûr yaşanırken, geceleri de tefekkür ve tezekkürü gerektiren, dolayısıyla da rahmet-i Rahman’a gark eden bir süreç yaşanır bu gün ve gecelerde. Zaten adından da anlaşılacağı gibi, ‘kurbiyet’ kökünden gelen ‘Kurban’; Hakk’a ve halka yakınlaşmanın bir nişanesidir. Hz. İbrahim gibi vefa ve hasbîliğin, Hz.İsmail gibi tevekkül ve teslimiyetin sembolüdür..
‘Her zorlukla beraber kolaylık vardır’ âyet-i celilesini teyid edercesine, ‘Lütf-i İlahi her zaman yanınızda’ sırrını ilham edercesine, ‘Siz ne kadar hoşgörüsüz olsanız da, Rahmanî vesilelerle bir araya getirilirsiniz’ anlamında çok hoş mesajlar verilir aslında bayramlarla.
Öte yandan toplumun sosyal yaralarını sarma noktasında çok büyük tedavi araçları gizlidir bayramlarda. Aylarca, yıllarca birbirini görmeyen, arayıp sormayan insanların bu vesileyle görüşmesi; dargın ve küskünlerin barıştırılması; büyüklerin aranıp sorulması, küçüklerin sevindirilmesi; hasta ve düşkünlerin ziyaret edilmesi; fakir ve yoksulların gözetilmesi gibi ulvî davranışlar, toplumdaki sosyal travmalara çok büyük neşter vuran önemli argümanlardır.
Yine beni düşündüren bir başka nokta; ölümü hatırlatmasıdır. Belki ilk bakışta ‘böylesi sevinç günleriyle ölümün ne alakası var?’ gibi düşünülebilir. Ancak derinliğine bakıldığında çok yakın bir alakası görülecektir. ‘Ağızların tadını kaçıran ölümü hatırlayınız’, ‘Ölmeden önce ölünüz’ sözlerinin sahibi Resul-ü Ekrem(a.s) bayram günlerinde ölenleri de unutmamış ve kabir ziyaretinde bulunmuşlardır. Bu davranışıyla Efendimiz(a.s) belki de hayatın ve ölümün iç içeliğini göstermek istemişler, bu ikisini yaratan Yüce Rabb’i hatırdan hiç çıkarmamak gerektiğine vurgu yapmak istemişlerdir.
Öte yandan teşrik günlerinde farz namazların ardından okunan teşrik tekbirleriyle de aslında, Allah Teâla’nın yüceliği karşısında insanın acziyeti ve fakriyeti vurgulanmak istenmiş, O’nun her türlü hamd-ü senaya layık olduğunun altı çizilmiştir.
Yine kesilen kurbanlar ve akıtılan kanlarla hayatın bir başka gerçeği olan ‘ölüm gerçeği’ne bir başka boyut getirilerek, rahmet ve celâdet birlikte gözler önüne serilmiş; ‘Hayat ne kadar gerçekse ve yaşanıyorsa, ölüm de o kadar gerçek ve yakındır’ mesajı verilmek istenmiştir âdeta.
Evet dostlar, insanoğlu kuş misali daldan dala konabilir, hatta kurbanlık koç misali her an kurban edilebilir; emanetin sahibi her an emanetini isteyebilir. Peki bizler bu emaneti sahibine geri vermeye hazır mıyız acaba?
Bir defa gelecek olan ölüme hazırlıklı mıyız? yoksa ‘daha yapacak çok işimiz, kazanacak ve biriktirecek çok şeyimiz var?’ deyip, hiç ölmeyecekmiş gibi gibi yaşarken ölümü hiç hesaba katmayanlardan mıyız?
İbrahim(a.s) gibi ahde vefa yolunda mıyız? Yoksa vefasız kullar sınıfına mı yakın duruyoruz, ne dersiniz?
İsmail(a.s) gibi, ‘eğer emir ve talimat Allah’tansa boynum kıldan ince, lebbeyk (buyur ya Rabbi!)’ diyenlerden miyiz? Yoksa, ‘hele dur biraz daha, vakit var’ veya ‘şimdi sırası mı canım’, ‘benim aklım böyle şeylere ermez’ deyip tereddütler içersinde bocalayan kafası karışıklardan mıyız?
Biliyor musunuz tam böylesi derin tefekkür günleri içersinde kutsal topraklarda mahşerin provası yapılıyor. Arafat meydanında toplanan milyonlar, kefeni andıran bembeyaz ihramlar içersinde ‘Arasat’ meydanını andıran ‘ruz-ı mahşer’i dünyada yaşıyor ve yaşatıyorlar. Orada milyonlar hep bir ağızdan ‘lebbeyk’ nidalarıyla daha dünyadayken huzur-u İlahi’yi yaşıyorlar ve Yüce Divan’a duruyorlar.
Sembolik ritüellerle Şeytan’a rest çekip dünyanın faniliğini kavrayarak bâki olana kanat açıyorlar. Gerçek bayramlar orada yaşanıyor âdeta. Belki de gerçek bayramların provası yapılıyor bu kutsal beldelerde. Dünyayı ibadet ve hizmetle geçirenler, ahiretteki bayram şölenine hazırlanıyorlar..
Boşuna söylememiş şair:
‘Can bula Canan’ını,
Bayram o bayram ola,
Kul bula Sultan’ını,
Bayram o bayram ola,
Cümle günah affola,
Bayram o bayram ola’
Gerçek bayramlara kavuşmak dileğiyle… Yazar: İhsan ÜNLÜ Tarih: 2007-12-24
|
|