BEN DE DÜŞKÜNÜM !
Ben de düşkünüm, ‘Hak-Muhammed-Ali’ yoluna. O yolun sahibi, âlemlerin Rabbi Cenab-ı Hakk’a düşkünüm.
Yoluna kurban olduğum Allah’ın habibi Fahr-i kâinat Efendimize düşkünüm. 

Resul-ü Ekremin gözbebeği damadı, ilim şehrinin kapısı, Allah’ın arslanı Hz. Ali’ye düşkünüm.
Resulullah’ın öpüp kokladığı, üzerine titrediği, kendisine çok benzeyen Cennet gençlerinin efendisi Hz. Hasan’a düşkünüm.
Her türlü imkansızlığa rağmen asla doğru bildiğinden vazgeçmeyen, ölümü pahasına haksızlığa göz yummayan, zillet içinde yaşamaktansa izzetli bir ölümü tercih eden şah-ı şehid İmam Hüseyin’e düşkünüm.
Ve tabii Cennetin seyitlerini yetiştiren, sevgili babasına hem analık hem evlatlık yapan, Onun ciğerparesi ve Cennet kadınlarının hanımefendisi Hz. Fatıma’ya düşkünüm. 

Varsın birileri, birilerini ‘düşkün’ ilan etsin. Gerçek düşkünlük, Hak katında kimin kime düşkün olduğu ile, diğer bir deyişle kimin kimi sevip yolundan gittiği ile ölçülecek.
Hüseyin’i sevmek ve anmak, Onu anlamakla ortaya çıkacak. Hüseyin’in yanında olmak Onun yolunda olmakla gerçekleşecek.
Kerbela’yı okumak, Hüseynî duruş ve kararlılıkla yaşama geçecek.
Ben Hüseyin’e düşkünüm, Yezid’e küskünüm. Ancak, Yezid’e lanet okuyup da onun davranışlarını sergileyenlerden de uzağım.
Hüseyin’e gözyaşı döküp de Ondaki erdemleri hayata geçiremeyenlerden de olmak istemem.
Ve yine, Muharremi her türlü meziyeti ve fazileti ile idrak ederken, Peygamber torunlarına kastedilen Kerbela’yı yok sayıp ıskalamayı da vicdani bulmuyorum. 

Elbette tarih, övünme ve dövünme materyali değildir. Ancak yaşayanlar için muazzam bir ibret vesikasıdır. En büyük ibretlerle dolu olan Kerbela niçin atlanır onu da anlamış değilim.
Dünyevi hırs ve ihtirasın insanları nerelere sürüklediğini göstermesi kadar; her türlü tehlike ve entrikalara karşı insanlığın izzet ve şerefini korumanın büyük erdem olduğunu göstermesi bakımından büyük ibretlerle doludur Kerbela..
Kerbela vak’ası, kara ve ak olmak üzere iki sayfalı bir hadisedir; Kara sayfa açısından; vahşet ve katliam dolu çok korkunç ve karanlık bir sayfadır. Bu sayfada, beşikteki çocuğu öldürecek kadar merhametsizliğin, katılığın ve yırtıcılığın en son haddi görülmektedir.
Beyaz sayfa açısından ise; rahmâni ve melekûti(yüce) bir hadisedir. Ok atan düşmana su verecek kadar insanî; vefa, sadâkat, mertlik, sabır ve fedakârlık dolu sahnelerin yaşandığı ak bir sayfadır. 

Birinci açıdan bakıldığında, bu hadisenin adı “facia”dır. Sözümona kahramanları(!) ise; Yezid, İbni Ziyad, Ömer b. Saad, Şimr, Sinan gibi katil; makam ve mevki için her şeyi yapabilecek kadar gözleri dönmüş, bunun için Peygamber torununu bile öldürecek kadar alçalmış canavar ruhlu insancıklar…
İkinci açıdan bakıldığında ise, bu hadisenin adı “Kutsal Kıyam” dır. Her türlü yozlaşmaya; keyfiliğe, zorbalığa, adaletsizliğe, haksızlığa, zulüm ve insafsızlığa karşı bir başkaldırıdır. Bu sayfanın kahramanları ise; her şeye rağmen zalim Yezid’e biat etmeyen direnişin öncüsü, şehitler seyyidi İmam Hüseyin, onu başından sonuna kadar destekleyen, her zaman yanında olan dava arkadaşları Ebu’l Fazl, Ali Ekber, Habib, Müslim, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Ümmü Veheb ve diğerleridir… 

İslami ve insani değerlerin yok olmaması adına kendisini feda eden Hüseyin’e düşkün olmamak elde midir?
Gelin bu düşkünlüğümüzü gösterebilmek için Kerbela’yı yeniden okuyalım. Ama ne yalnız duygusallığa kapılıp ağlayarak; ne de sıradan bir tarih gibi okuyup geçerek. 

İnsanlığın yüz karası olan kara sayfayı değil, insanlığın yüz akı olan erdemleri hayatımıza taşıyarak okuyalım ve nesillerimize okutalım.
Yazar: İhsan ÜNLÜ
Tarih: 2008-01-15


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Erzincan 24 Haber
http://www.erzincan24.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.erzincan24.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=96